KADINLAR NEDEN KENDINDEN VAZGECMEYI BIR ERDEM OLARAK GÖRÜYOR
Kibir, acgözlülük, sehvet, haset, oburluk, öfke ve tembellik. Yedi ölümcül günah, Hristiyan Kilisesi tarafindan dördüncü yüzyilda sistemlestirilmis ve bu zamana kadar bireylerin davranislarini örtük bicimde sekillendirmistir. Bugün dünya, büyük ölcüde sekülerlesmis gibi görünse de yedi ölümcül günahin cizdigi bu ahlaki cerceve özellikle kadinlara yönelik toplumsal beklentilere nüfuz etmeye deva etmektedir. Sözgelimi, tembellik dinlenmeye karsi bir uyariya dönüsür, oburluk ise yediklerimizin keyfini cikarmayi ayipmis gibi gösterir. Bu zihniyet, kadinlarin kendilerini öncelemelerini, kendi ihtiyaclarini gözetmelerini ve hayatin herhangi bir alaninda seslerini yükseltmelerini zorlastirir.
Gazeteci-yazar Elise Loehnen Yedi Ölümcül Günah ve Kadinda, genellikle fedakarlik ya da yüce gönüllülük olarak takdir edilen ve kadinlara özgü davranislarmis gibi algilanan pek cok tutumun, aslinda kültürel bir kosullanmanin ürünü oldugundan bahsediyor. Bu kosullanmanin neyin dogru neyin yanlis olduguna dair algiyi temelden etkilemis olan yedi ölümcül günah gibi köklü bir ahlak anlayisina dayandigini öne süren Loehnen; kadinlarin iyilik kisvesi altinda yipratici ahlaki kaliplara boyun egmek zorunda birakilislarini kendi yasamindan kesitler, önde gelen düsünürlerin fikirleri ve farkli spiritüel geleneklerden alinan ögretiler araciligiyla irdeliyor.